8 Mart, yalnızca bir anma ya da kutlama günü değildir. 8 Mart, dünyanın dört bir yanında kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı için verdiği mücadelenin simgesidir. Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca bireysel hakların değil, aynı zamanda daha adil, demokratik ve özgür bir dünyanın mücadelesidir.
Türkiye’de kadınlar hâlâ en temel hakları için mücadele etmek zorunda kalıyor. Her yıl yüzlerce kadın erkek şiddeti sonucu hayatını kaybediyor. Kadın cinayetleri, bireysel öfke patlamaları değil; eşitsizliğin, cezasızlığın ve ataerkil düzenin sonucudur. Kadınların yaşam hakkının korunamadığı bir toplumda adaletten ve eşitlikten söz etmek mümkün değildir.
Siyasete baktığımızda ise kadınların karar alma mekanizmalarında hâlâ yeterince yer bulamadığını görüyoruz. Oysa toplumun yarısını oluşturan kadınların siyasette güçlü bir şekilde temsil edilmesi yalnızca bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda demokrasinin de temel şartlarından biridir. Kadınların olmadığı bir siyaset, eksik bir demokrasidir.

İş hayatında da tablo farklı değildir. Kadınlar çoğu zaman aynı niteliklere sahip olmalarına rağmen terfilerde geri planda bırakılmakta, yönetim kademelerine yükselirken “cam tavanlar” ile karşılaşmaktadır. Bu görünmez ama güçlü engeller, kadınların emeğini sınırlayan sistematik bir eşitsizliğin göstergesidir.
Medya ise çoğu zaman bu eşitsizliğin yeniden üretildiği alanlardan biri haline gelmektedir. Kadına yönelik şiddet haberlerinde kullanılan dil, faili görünmez kılarken kadının hayatını ve tercihlerini sorgulayan bir yaklaşım sergileyebiliyor. “Kıskançlık krizi”, “aşk cinayeti” gibi ifadeler, şiddeti meşrulaştıran ve toplumsal algıyı çarpıtan bir dilin yansımasıdır.
Ancak kadınların mücadelesi yalnızca Türkiye ile sınırlı değildir. Dünyanın birçok yerinde kadınlar özgürlükleri için bedel ödeyerek direnmeye devam ediyor. İran’da kadınlar, baskıya rağmen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganıyla sokaklara çıkarak yalnızca kendi hakları için değil, bütün dünyanın kadınları için ilham veren bir direniş ortaya koydular. Afganistan’da ise kadınlar en temel haklarından; eğitimden, çalışmaktan ve kamusal yaşamdan dışlanmaya çalışılıyor. Buna rağmen Afgan kadınları sessiz kalmayarak hakları için seslerini yükseltmeye devam ediyor.
Bu tablo bize bir gerçeği hatırlatıyor: Kadınların özgürlük mücadelesi evrenseldir. Çünkü dünyanın herhangi bir yerinde bir kadının özgürlüğü kısıtlandığında bu yalnızca o ülkenin meselesi değildir. Ama aynı şekilde dünyanın herhangi bir yerinde kadınlar bir hak kazandığında, o kazanım tüm kadınlar için bir umut ışığı olur.

Bugün birçok ülkede kadınların eşit temsil, eşit ücret ve şiddetten arınmış bir yaşam için yürüttüğü mücadele yeni kazanımların kapısını aralamaya devam ediyor. Tarih bize şunu gösteriyor: Kadınların örgütlü mücadelesi karşısında hiçbir eşitsizlik düzeni sonsuza kadar ayakta kalamaz.
Bu yüzden 8 Mart yalnızca geçmiş mücadeleleri hatırlama günü değil, aynı zamanda geleceğe dair umudu büyütme günüdür. Çünkü biliyoruz ki; kadınların eşit, özgür ve güvenli bir dünyada yaşadığı bir gelecek mümkün.
Ve o gelecek, kadınların dayanışması ve mücadelesiyle mutlaka kurulacaktır.

