Japonları hep merak etmişimdir…
Nasıl oluyor da binlerce yıllık geleneklerini bozmadan yaşayabiliyorlar?
Birbirlerine eğiliyorlar… saygıyı bir ritüel değil, hayatın kendisi gibi taşıyorlar.
Örflerinden, adetlerinden bir milim geri adım atmıyorlar.
Biz ne yaptık?
Köftenin yerine hamburgeri koyduk.
Bozanın yerine latteyi…
Şerbetin yerine asitli içecekleri…
Sadece damak tadımızı değil, hafızamızı da değiştirdik.
Ve fark etmeden… kendimizden uzaklaştık.
Ama garip bir şey var…
İnsan, vazgeçtiği şeyi özler.
Bu yüzden nostalji var.
Bu yüzden şarkılar var.
Suavi söylüyor ya…
“Sene 1965…”
Bir şarkı değil o… bir zaman kapsülü.
Leblebili gazozlar…
Yazlık sinemalar…
Gazino geceleri…
Shetland kazaklar…
Ve sonra…
Ah O 70’lİ Yıllar…
Bu da bir şarkı..
Levent Tuzlakoğlu söylüyor
tam o yılları anlatıyor.
Bir ülke düşünün;
Bir yanda sokaklarda çatışma, üniversitelerde gerginlik…
Diğer yanda kalplerde tarifsiz bir sevda.
Aşk… o yıllarda saklanırdı.
Yazılırdı ama gönderilmezdi.
Söylenirdi ama duyulmazdı.
Bir bakış yeterdi.
Üç kişi aynı kıza aşık olur…
Ama birbirine saygısından kimse haddini aşmazdı.
Kız sevse bile susardı.
Erkek sevse… söyleyemezdi.
Şimdi mi?
Kadın / Erkek…
Bir zamanlar bu iki kelimenin arasında
mesafe vardı…
utangaçlık vardı…
edepli bir çizgi vardı.
Bugün?
Bir evden çıkıyorlar…
Sevgilisiyle…
El ele, göz göze… şehrin ortasında.
Gündüz vakti,Alış veriş yapıyorlar,çekinmiyorlar.
Saklama yok…
Çekinme yok…
Utanma hiç yok…
Hatta öyle bir noktaya geldik ki…
Bir kadın… İki erkeği...
Bir erkek.. İki kadını...
“idare eder” hale gelmiş.
Adına modernlik diyorlar…
Ama ortada ne zarafet var,
ne mahremiyet,
ne de sınır.
Bu nasıl bir değişim?
Bu nasıl bir kopuş?
Özgürlük mü bu?
Yoksa değerlerin sessizce terk edilişi mi?
Eskiden bir ismi deftere yazmak bile cesaretti.
Şimdi herkes herkesi biliyor…
Ama kimse kimseyi hissetmiyor.
İşte asıl kayıp burada…
Biz teknolojiyi kazandık,
Ama duyguyu kaybettik.
Biz hızlandık,
Ama derinliği unuttuk.
Peki bir soru…
Bugün yaşadığımız bu yıllar…
2020’ler…
Yarın bir şarkıya konu olacak mı?
Birileri çıkıp diyecek mi:
“Ah 2025…”
“Ah 2026…”
Yoksa biz…
Şarkısı bile yazılmayacak bir dönemin insanları mı olacağız?
Çünkü şarkı… sadece müzik değildir.
Şarkı, yaşanmışlığın izidir.
Eğer bir dönemin şarkısı yoksa…
Belki de o dönemin ruhu yoktur.
Ve gerçek şu:
Biz geçmişi özlemiyoruz…
Biz, geçmişteki kendimizi özlüyoruz.
Ve ne yazık ki…
En zor bulunan şey de…
Kaybedilen o “biz”dir.

