ALİBEYKÖY MISIRI ARTIK DEĞİŞMELİ

 

Alibeyköy Meydanı’nda yıllardır duran mısır heykelini hemen herkes bilir. Pek çok kişi için bu heykel bir buluşma noktası, pek çok kişi için ise artık alışılmış bir görüntü. Bu heykel, 2000’li yılların başında, dönemin Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç zamanında dikildi. Amaç, Alibeyköy’ün geçmişte mısır tarlalarıyla anılan bir yer olduğunu hatırlatmaktı.

 

Şehirler zamanla değişir. İnsanların yaşamı, ihtiyaçları, beklentileri değişir. Meydanlar da buna göre şekillenir. Meydanlarda duran heykellerin ve sanat işlerinin de bu değişime ayak uydurması gerekir. Bugün birçok insan şu soruyu soruyor: Alibeyköy Meydanı’ndaki bu mısır heykeli, Alibeyköy’e gerçekten yakışıyor mu?

 

Bu sorunun cevabını aslında sosyal medyada görmek mümkün. Alibeyköy Mısırı uzun süredir sosyal medyada alay konusu oluyor. Paylaşımlar yapılıyor, videolar çekiliyor, insanlar bu heykelle dalga geçiyor. Daha da dikkat çekici olanı, heykeli yapan heykeltıraşın bir videoda kendi yaptığı bu eser için “sanat olarak adlandırılamaz” demesi ve heykeli beğenmediğini açıkça söylemesi. Bir meydan heykelinin hem halk tarafından hem de yapan kişi tarafından sahiplenilmemesi, ortada ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor.

 

 

Buradaki mesele sadece “beğeniliyor mu, beğenilmiyor mu” meselesi değil. Asıl mesele, meydanda duran bu heykelin artık insanlara bir şey hissettirmemesi. Bugün bu heykel ne Alibeyköy’ün hikâyesini anlatıyor ne de insanlarda bir bağ kuruyor. Sadece orada duruyor.

 

Bu noktada konuyu “heykel kalsın mı, kaldırılsın mı” tartışmasına sıkıştırmak yerine, farklı bir yerden bakmak mümkün. Mesela şöyle bir soru sorabiliriz: Eğer bu mısır heykelini büyük bir sanatçı, Michelangelo yapsaydı, nasıl bir heykel olurdu? Michelangelo süslü, sevimli ya da dekoratif işler yapmazdı. Onun heykelleri güçlü olurdu. Bugün yapay zekâ sayesinde bu soruyu hayal etmek bile mümkün. ChatGPT ile ürettiğim Michelangelo tarzındaki mısır heykeli görselini aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

 

Sorun aslında tek bir heykelin eskimesi değil. Sorun, o dönemin bakış açısının artık bugüne uymaması. 2000’li yıllarda belediyeler genelde büyük, dikkat çeken ama fazla düşünülmemiş heykeller koyuyordu. Bugün ise insanlar daha anlamlı, daha sade, daha kalıcı işler görmek istiyor. Alibeyköy Mısırı da bu açıdan artık eski bir anlayışı temsil ediyor.

 

 

Bir diğer önemli konu da heykelin bulunduğu alanın fıskiyeli ve su havuzlu olması. Günümüzde suyun ne kadar değerli olduğu ortadayken, sürekli su harcayan ve gerçek bir ihtiyaca karşılık gelmeyen bu tür havuzların yeniden düşünülmesi gerekiyor. Yeni bir meydan heykeli yapılacaksa, bunun havuzsuz, fıskiyesiz ve su israfına yol açmayan bir şekilde tasarlanması çok daha doğru olur.

 

Bugün Eyüpsultan Belediyesi, CHP yönetiminde, kültüre, sanata ve kamusal alanlara önem verdiğini sıkça vurguluyor. Alibeyköy Mısırı meselesi de bu anlayış için önemli bir fırsat olabilir. Burada kimseye geçmişi silmeyi ya da yok saymayı önermiyorum. Tam tersine, Alibeyköy’ün geçmişini bugünün diliyle ve daha sanatsal değeri yüksek şekilde yeniden anlatmayı öneriyorum. Heykel konusunda ülkede adı pek ünlü sanatçılarla, sanat uzmanlarıyla ve Alibeyköy halkıyla birlikte, “Bu meydan nasıl bir hikâye anlatsın?” sorusu etrafında yeni bir çalışma yapılabilir.

 

Michelangelo örneği burada birebir taklit edilecek bir tarz olarak değil, bir bakış açısı olarak düşünülmeli. Daha güçlü, daha sade, daha anlamlı bir yaklaşım… Gösterişli ama boş değil; sessiz ama etkili bir heykel. Alibeyköy Mısırı artık değişmeli. Çünkü Alibeyköy değişti, Eyüpsultan değişiyor. Meydanlardaki sanat da bu değişimi yakalamak zorunda. Bu yazı bir kavga ya da yıkım çağrısı değil; birlikte düşünmeye ve daha iyisini yapmaya yönelik bir çağrıdır.