BİR ŞEHRİN HAFIZASI: EYÜP AKMANOĞLU FIRINI




Uzunca bir zamandır ara verdiğim yazılarıma Eyüp semtindeki lezzet duraklarını kaleme almaya çalışarak devam edeceğim.Günümüzde gündemimiz yoğun siyaset,spor,ekonomi konularında çok yoğun gündem ile geçiyor günlerimiz, bu konularda da fikrim olmasına karşın biraz bu gündemlerin dışına çıkmak biraz da Eyüp’ü ziyaret edeceklere bir fikir Eyüp’te yaşayanlara da bir hatırlatma amacıyla gurme olmasam da kendi damak tadıma göre tavsiye ve Eyüp geçmişinde yeri olan mekanları da biraz tanıtma maksadıyla kaleme alacağım bu yazılar umarım amacına ulaşır

 

 Eyüp’te lezzet durakları dediğimizde 143 yıllık geçmişi ile Akmanoğlu Fırının’dan başlamak en uygunu olur diye düşünüyorum.Son zamanlarda Eyüp  çok değişti. Yeni binalar, yeni yüzler, yeni alışkanlıklar… Ama Akmanoğlu Fırını değişmedi. Belki tabelası biraz soldu, belki duvarları yaşlandı ama ruhu yerli yerinde. Burada hâlâ ekmek, sadece karın doyurmak için yapılmıyor; bir geleneği yaşatmak için yapılıyor. Günümüzün aceleci dünyasında her şey hızlanırken, bu fırın zamana direniyor. Tezgâhın arkasında yılların verdiği ustalık, önünde ise her yaştan insanın ortak bir alışkanlığı var.

 

 

 Bir de işin sosyal tarafı var. Bu fırın, sadece alışveriş yapılan bir mekân değil; kısa sohbetlerin, selamlaşmaların, “bugün ne çıktı?” sorularının adresi. Mahalle kültürünün hâlâ nefes alabildiği nadir alanlardan biri. İnsanlar burada sadece ekmek almıyor, biraz da geçmişlerini tazeliyor. Belki de bu yüzden Eyüp Akmanoğlu Fırını, İstanbul’un sessiz kahramanlarından biri. Reklam panolarında değil, insanların hafızasında yer ediyor. Büyük iddiaları yok; zaten buna ihtiyacı da yok. Çünkü iyi yapılan bir iş, en güçlü reklâmını yıllar içinde kendi yapıyor.

 

TARİHÇE

Safranbolu’nun Sakaralan köyünden Akmanoğulları ailesinin fertlerinden biri olan Hacı Mustafa Efendi tarafından1883 yılında Eyüpsultan camii ‘nin güney kapısının karşısındaki Sokollu Mehmet Paşa türbesinin olduğu cadde üzerinde , simit , çörek fırını açmasıyla başlayan bu lezzet serüveni aile fertleri tarafından kuşaktan kuşağa devam etmektedir. 1900 ‘ lerin başlarında, Eyüpsulan çarşısında çıkan büyük yangında , fırın dahil birçok bina ve işyeri yanar. Eski çarşıda yanan fırının yerine bugün de faaliyetini sürdürdüğü binaya taşınır.
Fırın, Eyüpsultan camii ile arasında bulunan çarşı adasından dolayı “Arka Fırın” olarak anılmış , hatta , 1956 yılında adı geçen çarşı adası kamulaştırıldıktan sonra da uzun bir süre aynı isimle anılmıştır.
Halit Akman , 1995 yılından itibaren fırının işletmeciliğine devam etmektedir.

LEZZETLER

 

Acıbadem kurabiyesi , Hindistan cevizli kurabiye, kandil simidi , bademli kurabiye , portakallı kurabiye gibi birçok geleneksel kurabiyeleri , Akmanoğlu Ekmeği (1883) , Rumeli Ekmeği , Antik buğday Kavılca Ekmeği ,Tahıllı Baton ekmeği gibi birçok özgün lezzetleride üretmeye devam etmekteler.

 



İstanbul değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Ama bazı fırınlar var ki, şehre tutunmayı başarıyor. Eyüp Akmanoğlu Fırını da onlardan biri: Bir semtin değil, bir kültürün sıcaklığı. Eyüp Akmanoğlu Fırını’nı özel kılan yalnızca ekmeği ya da hamur işi değil; sürekliliği. Aynı lezzetin yıllar boyunca değişmeden kalabilmesi, aslında büyük bir değişime direnme meselesi.  Bugün endüstriyel tatların arasında kaybolan damak zevki, burada hâlâ kendine yer bulabiliyor.

Ürürünleri arasında hemen hemen herkesin damak tadına uygun ürünler olsa da benim için lezzetine doyamadığım iki ürünü var ki bir deneyenin mutlaka almak için tekrar ziyaret edeceğini düşünüyorum.

 

 

Acıbadem kurabiyesi zor iştir. Bademi az olursa olmaz, şekeri fazla olursa bayıltır. Buradaki kurabiye ise ne bir gram eksik ne bir parça fazla. Dışı hafif çatlak, içi yumuşak… Çayın yanına değil, çayın kendisine yakışır cinsten. İlk ısırıkta insanı çocukluğuna götüren o tanıdık tat var ya, işte tam olarak o.

 

Koko desen, artık her yerde bulunmayan bir lezzet. Ne çok kuru ne yapış yapış. Hindistancevizinin kokusu, fırının sıcaklığıyla birleşip sokağa taşmış. Tezgâhın önünde bekleyenlerin çoğu belli ki müdavim; kiminin paketi hazır, kiminin ismi bile söylenmeden siparişi veriliyor.

 

Yerel esnafın kıymetini en iyi Eyüp öğretir insana. Çünkü bu semtte dükkânlar, mahalleyle birlikte yaşlanır. Akmanoğlu Fırını’nda kasaya uzatılan para kadar, söylenen “kolay gelsin” de önemlidir. Kısa bir selam, bazen uzun bir sohbete bedel olur.Yerel gazetelerin görevi biraz da bunları yazmaktır. Büyük projeleri değil, küçük ama kalıcı değerleri hatırlatmak. Eyüp’te zamanın durduğu o kapı hâlâ açıksa, bilinsin isterim: İçeride sıcak bir ekmekten fazlası var.

 

.