İstanbul’da sahil dediğimiz şey yalnızca deniz kenarı değildir; yürünebilen, nefes alınabilen, şehirle temas kurulan kamusal bir haktır. Eyüp sahili ise bu hakkın kimi yerlerde kullanılamadığı, kimi yerlerde demirlerle kesildiği bir hat olarak karşımızda duruyor.

Bugün Bahariye Mevlevihanesi’nin sahil yönüne baktığınızda bunu açıkça görürsünüz. Sahil hattı demirlerle kapalıdır ve yürüyüş kesintiye uğrar. Oysa yıllar önce, Ekrem İmamoğlu’nun tramvay açılışı sırasında bu sahil hattını gezdiğinde, alanın açılmasının uygun olacağı bizzat dile getirilmişti. Bahariye Mevlevihanesi’nin yöneticileri de bu konuda “bizim için uygundur” demişti. Bu konuşmanın tanıklarından biri dönemin meclis üyesi Gülsün Polat’tır. Ne var ki aradan geçen zamana rağmen, bu iyi niyetli irade sahada karşılığını bulmadı; o kapı hâlâ kapalı.

Benzer bir durum Altınboynuz Sosyal Tesisleri ve hemen yanındaki İSTAÇ alanı için de geçerli. Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan bu alanlarda da sahil bandı kesintiye uğruyor. Oysa bu noktalar, doğru bir planlamayla sahil yürüyüş hattına entegre edilebilir. Sahil, kurumların arkasında kalan bir boşluk değil, halkın önünde uzanan bir yaşam çizgisi olmalıdır.

Burada mesele yalnızca bir geçiş meselesi de değildir. Eyüp sahilinde son dönemde yapılan park yenilemeleri, oturma alanları, tuvaletler, çöp kovaları ve çocuk oyun alanlarıyla önemli bir ihtiyaca cevap veriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu yönde attığı adımlar kıymetlidir ve Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’na bu yenilemeler için teşekkür etmek gerekir. Ancak bu düzenlemeler, sahilin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak için yeterli değildir.

Örneğin park alanlarında spor yapmaya yönelik hiçbir donatı bulunmuyor. Oysa geçmişte bu sahilde açık hava spor aletleri vardı. Yeniden yerleştirilecek basit fitness ekipmanları, sahili yalnızca dinlenilen değil, hareket edilen bir alan hâline getirebilir. Koşu ve bisiklet yolu zeminleri de yeniden ele alınmalıdır. Mevcut beton zemin, yağışlı havalarda kayganlaşıyor ve hem koşucular hem bisikletliler için risk oluşturuyor. Koşu için daha esnek, bisiklet için daha dayanıklı ve kaymaz zeminlerin ayrıldığı bir düzenleme mümkündür.
Ayrıca engelli bireyler, özellikle görme engelliler için hissedilebilir zeminler, yönlendirici hatlar ve güvenli geçiş noktaları bu sahilde mutlaka düşünülmelidir. Sahil kenarındaki keskin köşelerde ise estetik bariyerlerle can güvenliği sağlanabilir. Bunlar büyük yatırımlar değil, doğru niyetin sahaya yansımasıdır.

Moda’dan başlayıp Kadıköy sahili boyunca uzanan hatta baktığımızda; insanların yürüdüğünü, bisiklete bindiğini, spor yaptığını, kültür-sanat etkinlikleriyle sosyalleştiğini görüyoruz. Bu sahil hattı insanlara yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da iyi geliyor. Aynı şey Kağıthane, Sütlüce, Eyüp ve Fatih hattında neden olmasın?

Oysa bugün Eminönü’ne kadar uzanan sahil bandında hâlâ kaldırılmamış şantiye alanları, geçici olması gerekirken kalıcı hâle gelen yapılar ve yürüyüş yolunu fiilen işgal eden kurumlar var. Sahil hattı parça parça kopuyor, süreklilik bozuluyor.
Bu yazı bir suçlama değil, bir hatırlatmadır. Yapılan güzel işleri yok saymadan, yarım kalan iradeyi tamamlamaya davettir. Çünkü şehirler, yalnızca yapılan projelerle değil, açılan kapılarla güzelleşir.
Eyüp sahili, Haliç boyunca uzanan bu tarihî hat, bir cazibe merkezine dönüşebilir. Yeter ki demirler açılsın, yollar birleşsin, yürüyüş kesilmesin. İstanbul’un bir yakasında bu mümkünse, diğer yakasında da mümkündür. Sahil herkesindir; yeter ki yolu açık olsun.

