
Kentlerin hafızası bazen arşivlerde, bazen de sokak aralarında saklıdır. Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de gelişen street art pratikleri, bu hafızayı görünür kılmanın yeni yollarını açıyor. Meksika’nın Pachuca kentindeki Las Palmitas mahallesinde yaşanan dönüşüm, yalnızca renkli cephelerden ibaret değildi; orada mahalle, kendi hikâyesini duvarlara taşıdı. Benzer bir yaklaşımın Eyüpsultan gibi tarihsel ve toplumsal yükü güçlü bir ilçede karşılık bulmaması için hiçbir neden yok.
Las Palmitas mahallesinde yapılan sokak sanatı çalışmalarının ardından, suç oranlarında düşüş yaşandığına dair yerel ve uluslararası basında çok sayıda haber yapılmıştı; elbette bu sonucu yalnızca boyanan duvarlarla açıklamak mümkün değil, ancak ortaklaşa üretim, mahalleye verilen değer ve kamusal alanın yeniden sahiplenilmesi gibi unsurların bu sürece olumlu katkı sunduğu sıkça vurgulandı. Son dönemde Eyüpsultan’ın da yerel ve ulusal basında artan suç haberleriyle gündeme gelmesi, ilçenin tamamını tanımlamasa bile kamusal alana dair algıyı zedeleyen bir etki yaratıyor. Tam da bu noktada Palmitas deneyimi, birebir kopyalanacak bir modelden çok; mahalleyi bir araya getiren, sokakları daha görünür ve daha sahiplenilen alanlara dönüştüren bir yaklaşımın nasıl dönüştürücü olabileceğini hatırlatan bir ilham kaynağı olarak düşünülebilir. Sanat, suçu ortadan kaldıran sihirli bir araç değildir; ancak insanların durup baktığı, konuştuğu ve birlikte ürettiği sokaklar, yalnızca estetik değil, sosyal olarak da farklı bir iklim yaratabilir

Las Palmitas
İstanbul’da bu dili uzun süredir kullanan sanatçılar var. Mesela, Murat Mural kamusal alanda yaptığı portreler ve toplumsal hafızaya dokunan işleriyle bu alanın en bilinen isimlerinden biri. Onun duvarlara taşıdığı yüzler, sadece estetik bir unsur değil; yaşanmışlıkların, emeklerin ve unutulmaya yüz tutmuş hikâyelerin temsili. Bunun yanında İstanbullu diğer sanatçılardan; Cins, Esk Reyn, Tabone gibi farklı üsluplarda üretim yapan street art sanatçıları da kentin duvarlarını birer anlatı yüzeyine dönüştürüyor.
Ancak Eyüpsultan için mesele yalnızca dışarıdan sanatçı davet etmek değil. İlçenin kendi içinde yetişmiş ressamları, heykeltıraşları, atölye pratiği olan ama kamusal alanda yeterince görünürlük bulamayan üreticileri keşfedilmeli. Bu yerel sanatçılar, mahallenin ritmini, dilini ve insanını zaten biliyor. Sokakta yapılacak bir resmin ya da bir heykelin samimiyeti, çoğu zaman bu tanışıklıktan doğuyor.
Bu sürece Eyüpsultan’daki liselerde eğitim gören, resim kabiliyeti yüksek öğrencilerin de dahil edilmesi ise projenin en kıymetli adımlarından biri olabilir. Gençlerin, profesyonel sanatçılar ve yerel üreticilerle birlikte çalışması hem bir öğrenme alanı yaratır hem de kamusal alanla erken yaşta bağ kurmalarını sağlar. Bir duvara atılan ilk fırça darbesi, belki de o öğrencinin hayatında sanatla kuracağı ilişkinin başlangıcı olur. Aynı zamanda bu katılım, yapılan işlerin mahalle tarafından daha fazla sahiplenilmesini de mümkün kılar.

Beyoğlu’nda bir sokak
Eyüpsultan sokakları yalnızca tarih ve sporla değil, sinema hafızasıyla da yüklüdür. İlçenin farklı noktalarında geçmişte çekilmiş Yeşilçam filmleri, bugün hâlâ birçok kişi için canlı birer anı. Uygun bina cephelerinde bu filmlerden sahnelerin duvar resimleriyle yeniden hayat bulması, nostaljiyi vitrine taşımadan, gündelik hayatın içine yerleştirebilir. Bir sokaktan geçerken tanıdık bir film karesiyle karşılaşmak, kente başka türlü bakmayı mümkün kılar.
Spor alanları da benzer bir anlatı gücü taşır. Eyüpspor Stadı’nın önünde, stadın arsasını bağışlayan ve kulübün kuruluş sürecinde önemli rol oynayan ilk kurucu meclis’in milletvekili Yahya Galip Kargı’nın bir heykelinin yer alması; ilçenin spor tarihine, emeğe ve vefaya dair güçlü bir işaret olurdu. Aynı şekilde Alibeyköy Stadı’nın uygun bir cephesinde, geçmiş dönem başkanlarından Fuat Çakar’ın ve efsanevi futbolcu Sükse Şeref’in portrelerinin yer alması, sporun sadece sonuçlardan ibaret olmadığını hatırlatırdı.
Street art’ın gücü, büyük iddialar taşımadan, günlük hayatın içine sızmasında yatıyor. Eyüpsultan’da yapılacak bu tür sanatsal müdahaleler; turistik bir vitrin oluşturmak yerine, yerel belleği görünür kılan, sakin ama kalıcı izler bırakabilir. Bir duvar resmi, bir heykel ya da bir film sahnesi; ilçenin geçmişiyle bugünü arasında sade ama güçlü bir bağ kurabilir.
Bu metinde yer alan öneriler, bir talep ya da eleştiri olarak değil; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Eyüpsultan Belediyesi’nin kültür-sanat birimlerine yönelik bir düşünme daveti olarak okunabilir. Yerel yönetimlerin sahip olduğu kurumsal imkânlar; sanatçıları, eğitim kurumlarını ve mahalle sakinlerini bir araya getirecek kapsayıcı projeler üretmek için güçlü bir zemin sunuyor.
Yerel sanatçılarla birlikte lise öğrencilerinin, öğretmenlerin ve mahallelinin sürece dahil olduğu bir street art yaklaşımı; yalnızca estetik değil, eğitsel ve sosyal açıdan da kalıcı bir değer yaratabilir. Belki de mesele büyük projeler değil; doğru hikâyeleri, doğru insanlarla, doğru duvarlarda buluşturmaktır.
Çünkü bazen bir kenti değiştirmek için, önce onun duvarlarını dinlemek gerekir.

