SESSİZ İHANET..!

Üzüntü ve kızgınlık birbirine çok benzeyen ama aynı kapıya çıkmayan iki duygu.

 

Üzüntü insanı içine kapatır, kızgınlık ise ayakta tutar.

 

İhanet ikisini birden yaşatır.

 

İnsan, ihanet edebilen tek canlıdır.

 

Çünkü insan bağ kurar.

Dostlukla, sevgiyle, güvenle…

 

İhanet tam da bu bağların içinden doğar.

 

En acısı da şudur:

Düşman yaralar ama sevilen yıkar.

 

Duygusal ihanet çoğu zaman sessizdir.

 

Ne bağırır ne çağırır.

Önce sana ayrılan zaman azalır,

sonra ilgi,

sonra özen.

mesajda cümleler kısalır,

süreli mesaj en düşük yapılır.

 

Ve buna “zamanla oldu” denir.

 

İnsanlar sevdiklerine neden ihanet eder?

 

Çünkü herkes sevildiği kadar güçlü değildir.

 

Çünkü bazıları değer gördükçe büyümez, küçülür.

 

Sadakat ister ama sadık olmayı beceremez.

 

Ve farkında olmadan, kendisine sunulan iyiliği taşımayı başaramaz.

 

İhanet eden, karşısındakini kaybettiğini sanır.

Ama asıl kaybeden kendisidir.

 

Çünkü,güven bir kez kırıldığında, geriye ne sevgi kalır ne söz.

 

Çünkü,güven ruh gibidir,terk ettiği bedene asla geri dönmez...

 

İhanete uğrayan içinse hayal kırıklığından öteye öfke vardır.

 

İnsanı yakan-yıkan, yapılan değil;

 

“NASIL GÖREMEDİM?”

 sorusudur.

 

Yanlış kişiye inanmış olmak, insanın kendine kızmasına neden olur.

 

Ve bazı vedalar hiç söylenmez...

Ömür boyu taşınır.

 

Göründüğü gibi değildir dünya,

Görüldüğü gibi değildir insan...