TARİHTEN GELEN UYARI

Siyasette bazen insanlar haklı olabilir.

Bazen kırgınlıklar da haklı sebeplere dayanabilir.

Bazen itiraz edenler haklıdır...

Bazen yönetimler hata yapar...

Bazen de olaylara farklı pencerelerden bakan herkes, kendi açısından doğru gerekçelere sahip olabilir.

Ancak siyasi tarih gösteriyor ki; haklı olmakla başarılı olmak her zaman aynı şey değildir.

Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde birçok parti içi mücadele yaşandı.

Liderler değişti...
Kadrolar değişti...
İsimler değişti...

Fakat geriye dönüp baktığımızda en büyük kayıpların çoğunun bölünmelerden kaynaklandığını görüyoruz.

Rahmetli Ragıp Gümüşpala'nın vefatından sonra Adalet Partisi zor bir süreç yaşadı.

Partinin güçlü ve tecrübeli isimleri varken, birçok kişi "Koca Reis" olarak bilinen Sadettin Bilgiç'in genel başkan olmasını bekliyordu.

Ancak dönemin parti büyükleri kişisel beklentileri ve hesapları bir kenara bırakarak, henüz otuzlu yaşlarında olan Devlet Su İşleri Genel Müdürü Süleyman Demirel'i partinin başına getirdiler.

Çünkü mesele kişiler değil, davanın geleceğiydi.

Sonrası ise Türk siyasi tarihinin önemli başarı hikâyelerinden biri oldu.

Adalet Partisi büyüdü, güçlendi ve iktidara yürüdü.

Bugün insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Acaba bazen partileri yeniden ayağa kaldıracak olan şey, geçmişin hesaplaşmaları değil; yeni bir heyecan yaratacak yeni isimlere fırsat vermek midir?

Ne var ki yıllar sonra Adalet Partisi içinde yaşanan ayrılıklar farklı bir tablo ortaya çıkardı.

Ferruh Bozbeyli, Sadettin Bilgiç ve arkadaşları Demokratik Parti'yi kurarak ayrı bir yol açtılar.

Elbette herkesin kendince gerekçeleri vardı.

Ancak sonuçta ne ayrılanlar bekledikleri hedefe ulaşabildi, ne de ana parti eski gücünü koruyabildi.

Daha sonra yollar yeniden kesişse bile, Türk sağı uzun yıllar o bölünmenin bedelini ödedi.

Süleyman Demirel'in yıllar sonra yaptığı bir değerlendirmede söylediği şu söz, belki de yaşananların en kısa özetidir:

"En büyük siyasi hatam, giden arkadaşlara engel olamamaktı."

Burada bir gerçeğin de altını çizmek gerekir.

Birlik ve beraberlik demek; yanlışları görmezden gelmek değildir.

Aynı çatı altında kalmak; hataları örtmek, suçu olanları korumak ya da adaletten vazgeçmek anlamına gelmez.

Tam tersine...
Bir siyasi hareketin gerçek gücü, kendi içindeki yanlışlarla yüzleşebilmesinden gelir.

Suçu olan varsa hukuk gereğini yapmalıdır.

Hata yapan varsa hesabını vermelidir.

Ancak kişilerin hataları ile davaların geleceği birbirine karıştırılmamalıdır.

Çünkü önemli olan yalnızca bir arada kalmak değil;

Temiz kalabilmek, ahlaklı kalabilmek ve adalet duygusunu kaybetmeden birlikte yürüyebilmektir.

Tarih, yanlış yapanları değil; yanlışlarla mücadele ederken birlik ruhunu koruyabilenleri hatırlar.

Bugün hangi partiden olursak olalım bu örnekten çıkarılacak önemli bir ders vardır:

Ayrılıklar bir günde yaşanır.

Ama kaybedilen güç, güven ve birlik duygusu bazen onlarca yılda geri gelmez.