
İstanbul’un Eyüpsultan İlçesinde kurulan Yunus Gösteri Merkezi, yıllardır hem etik hem de bilimsel açıdan tartışmaların odağında. İlk olarak 2000’li yılların başında özel girişimlerle kurulan bu merkezler, belediyelerle yapılan anlaşmalar ve kiralamalar üzerinden faaliyetlerini sürdürdü. Zaman içinde kamuoyundan gelen tepkiler artsa da, ticari kaygılar bu yapının varlığını uzun süre korumasına neden oldu.
Yunuslar, yüksek zekâya ve karmaşık sosyal yapılara sahip deniz memelileridir. WWF ve TUDAV gibi kuruluşların verilerine göre, deniz ekosistemindeki bozulma, kirlilik ve insan faaliyetleri nedeniyle yunus popülasyonları dünya genelinde ciddi tehdit altındadır. Buna bir de esaret koşulları eklendiğinde, tablo daha da ağırlaşmaktadır.

Doğal yaşam alanları binlerce kilometreyi bulan yunuslar, gösteri merkezlerinde küçük havuzlara hapsediliyor. Dolphin Project tarafından yayımlanan bilimsel veriler, bu hayvanların kapalı alanlarda uzun süre tutulmalarının ciddi psikolojik travmalara yol açtığını ortaya koyuyor. Hatta bazı vakalarda yunusların stres ve depresyon nedeniyle yaşamlarını sonlandırdığı, yani “intihar ettiği” dahi belgelenmiş durumda. Bu, yalnızca hayvan hakları değil, aynı zamanda insanlık onuru açısından da sorgulanması gereken bir durum.
Gösteri merkezlerinin savunucuları, yunuslarla yapılan etkileşimlerin özellikle otizm, Down sendromu ve spastik engelli bireyler üzerinde “tedavi edici” etkisi olduğunu iddia ediyor. Ancak bu iddiaların bilimsel karşılığı oldukça zayıf. Yapılan araştırmalar, bu tür terapilerin kalıcı ve ölçülebilir bir fayda sağladığını kesin biçimde kanıtlamış değil. Dahası, bir canlının özgürlüğünü elinden alarak başka bir bireye fayda sağlamaya çalışmak, etik açıdan son derece tartışmalıdır.
Oysa alternatifler mümkündür. Engelli bireyler için doğa temelli terapi alanları, at terapisi merkezleri, duyusal entegrasyon odaları ve teknolojik rehabilitasyon merkezleri kurulabilir. Bu yöntemler hem bilimsel temellere daha uygundur hem de başka bir canlının acı çekmesine neden olmaz.

Yunus gösteri merkezine ilişkin tartışmalar yeni değil. Dönemin Kadir Topbaş tarafından 2011 yılında yapılan bir açıklamada, İstanbul’daki yunus gösteri merkezinin sözleşmesinin bitmesinin ardından kapatılacağı açıkça ifade edilmişti. Topbaş o dönemde, “İki yıl sonra sözleşmesi bitiyor ve sözleşmesini yenilemeyeceğiz. Hayvanlara eziyet olmamalı” diyerek kamuoyuna söz vermişti. Ancak aradan geçen yıllara rağmen bu sözün tutulmadığı görülüyor. Nitekim çeşitli kaynaklarda, 2013’te kapatılacağı belirtilen merkezin faaliyetlerine devam ettiği ve hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi adı kullanılarak işletilmeyi sürdürdüğü ifade ediliyor.
Tüm bu gerçeklere rağmen Eyüpsultan’daki merkezin hâlâ ticari faaliyetlerini sürdürmesi dikkat çekicidir. Üstelik kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, işletmenin İstanbul Büyükşehir Belediyesi logosunu kullanmaya devam etmesi, konunun kamusal sorumluluk boyutunu da gündeme getirmektedir. Bu noktada İBB’ye açık bir çağrı yapılmalıdır: Bu tür merkezlerle olan tüm bağlar şeffaf biçimde açıklanmalı ve gerekli adımlar derhal atılmalıdır.
Artık mesele yalnızca bir gösteri merkezi değil; vicdan, bilim ve etik meselesidir. Tüm hayvan hakları savunucularına, sivil toplum kuruluşlarına ve duyarlı yurttaşlara çağrımızdır: Bu esaret düzenine karşı sesimizi yükseltelim. Yunusların yeri sahneler değil, özgürce yüzdükleri denizlerdir.

