Perihan Hanım sizi tanıyabilir miyiz?
1970 yılında Erzurum'un Hınıs ilçesinde doğdum. Ailemle birlikte 5 yaşındayken İstanbul'a göç ettik. İlk ve orta öğrenimimi burada tamamladım. Ancak, erkek kardeşlerimin okuması için bana açılan kapılar kapandı ve tekstil gibi çeşitli işlerde çalışmaya başladım. 18 yaşında evlendim ve bu süreçte dışarıdan liseyi bitirdim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, keşke yüksek öğrenim alsaydım diyorum. Evlilik sonrası çocuk sahibi olduktan sonra hayatım farklı bir yöne evrildi.

Çocuğunuz olduktan sonra iş hayatına ve toplumsal mücadeleye nasıl döndünüz?
Oğlum 3 yaşına bastığında iş hayatına geri döndüm ve sağlık sektöründe özel kurumlarda yönetici ve asistan olarak çalıştım. İş hayatımda başarılı bir kadın oldum. Okumayı, yazmayı ve araştırmayı seven biri olarak birçok sivil toplum kuruluşunda çalışmalara katıldım. İlk olarak, 1997 yılında kendi köyüm Erzurum Kazancı Köyü'nde başladım. Alibeyköy Cemevi'nin ilk kurucu üyeleri arasında yer aldım. Hak, hukuk, adalet, insan hayatı, çocuklar, doğa ve sokak hayvanları gibi konulara duyarlı bir birey olarak toplumsal olaylara kayıtsız kalamadım. Bir kadın olarak, bir anne olarak kurumlar içerisinde de var olup düşüncelerimi aktarmaya çalıştım bugüne kadar.
Sivil toplum kuruluşunda kadın olmanın zorluklarını anlatır mısınız?
Bu ülkede kadın olmak zor, ancak bizim coğrafyada daha da zor. Şu anda bir sivil toplum örgütünün başkanlığını yürütüyorum, ancak bu noktaya gelmek hiç kolay olmadı. Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz, fakat hiçbir şey bana gümüş tepsiyle sunulmadı. Bugün bu koltukta, emeğim, çalışma azmim, özverim ve mücadelem sayesinde oturuyorum. Kadın olarak mücadelemin sonucunda buradayım.
Sivil toplum kuruluşlarının sizce rolü nelerdir?
STK'lar yalnızca "uygulayıcı" değil, kentlerin geleceğine yön veren birer "ortak", demokrasinin gereği, karar alma süreçlerine katılımcı olmalılar. Kent konseyleri ile STK'ların görüşlerinin belediye meclisi kararlarına ortak olmalılar. Yerel yönetimler STK’ları karar sürecine ortak etmelidirler. Bununda yolu kent konseyleridir.

STK olarak yerel yönetimlerden bekletiniz nelerdir?
STK'lar, hangi mahallede ne yapıldığını ve bütçenin nereye harcandığını bilmek ister. Projelerin toplumda karşılık bulması ve hesap verebilirliğin sağlanması önemlidir.
Birçok STK için ofis kirası, toplantı salonu veya etkinlik alanı büyük maliyetler oluşturur. Belediyelerin, STK’lara ofis veya toplantı salonu gibi fiziksel mekanlar sağlaması gerekir.
Belediyelerle STK'ların uzmanlığını birleştiren projeler ile toplumsal faydayı artırır. Sosyal hizmetlerin yönetiminde STK’ların deneyiminden faydalanılması sağlanmalıdır.
Belediyelerin hizmet üretirken tarafsız olması ve dezavantajlı gruplara odaklanması temel bir beklentidir. Engelliler, çocuklar ve yaşlılar için kentin erişilebilir hale getirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekir.
Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Bu çalışmaları sürdürüyor ve daha iyi bir gelecek için mücadele etmeye devam ediyorum. Emeğimle, kadınlarımızın ve çocuklarımızın hayatına dokunan projeler üreterek, CEDF'te ihtiyaç duyan herkesin gelebildiği bir yer oluşturmaya çalışıyorum.
Önümüzdeki dönemde;
• Eğitim projelerimizi kurumsal ve sürdürülebilir hâle getirmeyi,
• Gençlerimizi yalnızca izleyen değil, karar süreçlerine katılan bireyler olarak konumlandırmayı,
• Federasyonumuzu daha güçlü bir birliktelik anlayışıyla geleceğe taşımayı hedefliyoruz.
Bu yolda en büyük gücümüz, sizlerin tecrübesi, sağduyusu ve desteğidir.
Sözlerime son verirken; bugüne kadar verdiğiniz katkılar için hepinize teşekkür ediyor, tamamlanmamış hayallerimizi birlikte gerçeğe dönüştürmek için
Hep birlikte daha güçlü bir federasyon için mücadele etmeye Devam edeceğiz.
Söyleşi: Mehtap Yavuzçoban
