Her şehrin hafızasında simgeleşmiş mekânlar vardır. Eyüpsultan için bu yerin adı hiç kuşkusuz Pierre Loti Tepesi’dir. Haliç’i kuşbakışı izleyen bu eşsiz nokta, yıllardır hem İstanbulluların hem de dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin uğrak yeri olmayı sürdürüyor. Kimisi bir fincan kahve eşliğinde manzaranın tadını çıkarıyor, kimisi fotoğraf makinesine İstanbul’u sığdırmaya çalışıyor, kimisi ise tarihin izini sürüyor. Ben ise her ziyaretimde aynı soruyu kendime soruyorum: Pierre Loti gerçekten hak ettiği değeri görüyor mu?
Bu tepenin hikâyesi de en az manzarası kadar etkileyici. Asıl adı Julien Viaud olan Fransız deniz subayı ve yazar Pierre Loti, 1876 yılında İstanbul’a geldiğinde en çok Eyüpsultan’ın manevi atmosferinden etkilenir. O yıllarda “Rabia Kadın Kahvesi” olarak bilinen mütevazı kahvede saatler geçirir, Haliç’i seyrederek notlarını alır ve İstanbul’u anlattığı eserlerinin önemli bölümlerini burada kaleme alır. Aradan geçen yıllar onun bu şehre duyduğu sevgiyi unutturmamış, tepe de bugün onun adıyla anılır olmuştur. Bu nedenle Pierre Loti yalnızca güzel bir manzaranın değil, İstanbul’a duyulan hayranlığın da sembolüdür.

Turizmin Kalbinde İhmal
Ne yazık ki böylesine değerli bir miras, bugün hak ettiği özenle yönetilmiyor. Pierre Loti’ye çıkan herkes aynı eksikliklerle karşılaşıyor. Özellikle hafta sonları yaşanan yoğunluk, plansızlığın ve yetersiz yönetimin tüm yönleriyle hissedildiği bir tablo ortaya çıkarıyor.
Her şeyden önce temizlik konusunda ciddi bir yetersizlik göze çarpıyor. Gün içerisinde oluşan çöpler uzun süre toplanmıyor, oturma alanları ve ortak kullanım noktaları günün ilerleyen saatlerinde bakımsız bir görünüme bürünüyor. İstanbul’un en önemli turizm merkezlerinden birine bu görüntü yakışmıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler, böylesine tarihî bir mekândan ayrılırken akıllarında Haliç’in büyüleyici manzarasından çok ihmal edilmiş bir çevre görüntüsüyle dönmemeli.
Yürüyüş Yolları Güven Vermiyor
Yürüyüş yolları ise başlı başına bir sorun hâline gelmiş durumda. Birçok noktada zemin bozuk, dar ve yıpranmış. Engelli vatandaşların güvenli ve rahat hareket edebileceği erişilebilir bir düzen ne yazık ki bulunmuyor. Üstelik bazı sürücülerin araçlarını yaya yollarına kadar park etmesine göz yumuluyor. Yayaların, çocuklu ailelerin ve tekerlekli sandalye kullanan vatandaşların geçişini engelleyen bu görüntüler, denetim eksikliğinin açık bir göstergesi. Kamusal alanın işgal edilmesine izin verilmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Akşam saatlerinde ise yetersiz aydınlatma ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle yürüyüş güzergâhlarının bazı bölümleri yeterince aydınlatılmadığı için hem güvenlik hissi zedeleniyor hem de ziyaretçiler kendilerini huzurlu hissetmiyor. İstanbul’un en önemli turizm destinasyonlarından birinde bu eksikliklerin hâlâ giderilmemiş olması düşündürücüdür.

Hizmet Kalitesi Artmalı
Sorun yalnızca fiziksel eksikliklerle de sınırlı değil. Bölgede görev yapan bazı personelin ziyaretçilere yaklaşımı, bilgi düzeyi ve hizmet anlayışı da beklenen seviyenin altında kalıyor. Pierre Loti, Eyüpsultan’ın dünyaya açılan vitriniyse burada görev yapan herkes de bu vitrinin temsilcisidir. Turizm bilinci, iletişim becerisi ve misafirperverlik konusunda düzenli eğitim almayan personelle hizmet kalitesini yükseltmek mümkün değildir. Güler yüzün, doğru bilgilendirmenin ve profesyonel yaklaşımın eksik olduğu bir ortam, bölgenin itibarına zarar vermektedir.
Bütün bu eksiklikler gösteriyor ki Pierre Loti’nin sorunu kaynak yetersizliği değil; planlama, koordinasyon ve etkin denetim eksikliğidir. Temizlik hizmetlerinin aksaması, yaya yollarının işgal edilmesi, erişilebilirlik sorunlarının yıllardır çözülememesi ve hizmet kalitesindeki yetersizlikler artık görmezden gelinecek sorunlar değildir.
Pierre Loti’nin en büyük zenginliği, tarihî dokusu ile doğal güzelliğinin iç içe geçmiş olmasıdır. Bu nedenle yapılacak her yatırımın bu kimliği koruyacak bir anlayışla planlanması gerekiyor. Betonlaşmayı artıracak uygulamalar yerine yeşil alanları koruyan, tarihî dokuya saygılı ve sürdürülebilir projeler öncelik taşımalıdır.
Pierre Loti yalnızca bir seyir noktası değildir. Burası, Eyüpsultan’ın dünyaya açılan en önemli vitrini ve ilçenin kültürel hafızasının simgelerinden biridir. Dijital rehberler, bilgilendirme panoları, kültürel etkinlikler, açık hava sergileri ve sanat faaliyetleriyle bu alan çok daha nitelikli bir çekim merkezine dönüştürülebilir.
Bu süreçte bölge esnafına da önemli görevler düşüyor. Hizmet kalitesini yükseltecek eğitimler, ortak tanıtım çalışmaları ve tarihî dokuya uygun estetik düzenlemeler hem ziyaretçilerin memnuniyetini artıracak hem de bölge ekonomisine katkı sağlayacaktır.

Eyüpsultan Belediyesi’nin Pierre Loti’yi yalnızca turistik bir nokta olarak değil, ilçenin en önemli marka değeri olarak görmesi gerektiğine inanıyorum. Bu alan, günü kurtaran uygulamalarla değil; temizlikten güvenliğe, erişilebilirlikten personel eğitimine kadar bütüncül bir yönetim anlayışıyla ele alınmalıdır. Çünkü Pierre Loti sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin dünyaya açılan yüzlerinden biridir.
Çünkü bazı yerler yalnızca manzaralarıyla değil, taşıdıkları hatıralarla da yaşar. Pierre Loti de işte böyle bir mirastır. Ona sahip çıkmak sadece belediyenin değil; esnafın, sivil toplumun ve burada yaşayan herkesin ortak sorumluluğudur.
Pierre Loti gerçekten daha fazlasını hak ediyor.

