Eyüpsultan Müftülüğü’nün “Benim Ahlakım” projesi kapsamında hazırladığı bir video, çocukların bir müzik grubu üzerinden karşı karşıya getirilmesi tartışmasını gündeme taşıdı. Videoda, Manifest dinleyen kız çocuklarına “alkışa göre değil, Kur’an’a göre yaşamaları” öğütlenirken, çocukların birbirlerinin tercihlerine müdahale ettiği ve grup üzerinden bir “öteki” yaratıldığı görüldü.
Çocukların dünyasında müzik, oyun ve eğlence üzerinden şekillenen sıradan bir tercih, Eyüpsultan Müftülüğü tarafından hazırlanan bir içerikte ahlaki bir tartışmanın merkezine taşındı.
“Benim Ahlakım” adlı proje kapsamında paylaşılan videoda, Manifest dinleyen kız çocuklarına çeşitli öğütler veriliyor. Çocuklara “alkışa göre değil, Kur’an’a göre yaşamaları” gerektiği anlatılırken, ders pratiğinin bir parçası olarak çocukların birbirlerinin müzik tercihlerine müdahale ettiği görülüyor.
Videonun dikkat çeken bölümlerinden birinde çocukların birbirlerine “Kızlar size hiç yakışıyor mu?” şeklinde müdahale ettiği görülüyor. Manifest dinleyen çocukların eğlencesinin bölünmesi üzerine ise “Sana ne, sen Çorum Belediye Başkanı mısın?” şeklindeki ifadelerle Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın’ın daha önce Manifest hakkında yaptığı açıklamalara gönderme yapılıyor.
Ancak burada asıl tartışılması gereken, Manifest'in müziği ya da grubun sahne performansları değil.
Asıl mesele çocukların neden yetişkinlerin kültür, yaşam tarzı ve ahlak tartışmasının içine çekildiğidir.
Çocuklar neden birbirlerinin tercihlerinin denetçisi haline getiriliyor?
Bir çocuğun hangi müziği dinlediği, hangi sanatçıyı sevdiği veya hangi şarkıyla eğlendiği üzerinden başka bir çocuğa “Bu sana yakışıyor mu?” diye müdahale etmesi, çocukların doğal farklılıklarından çok daha fazlasını ifade ediyor.
Çünkü burada yalnızca bir müzik grubuna ilişkin görüş aktarılmıyor.
Çocuklara, “doğru olan” ile “yanlış olan”, “bizden olan” ile “öteki” arasında bir sınır çiziliyor.
Bir çocuğun dinlediği müzik nedeniyle başka bir çocuk tarafından sorgulanması, zamanla farklı düşünen, farklı giyinen, farklı müzik dinleyen veya farklı yaşam tarzına sahip çocukların birbirini dışlamasına zemin hazırlayabilir.
Çocuklara farklılıklarla birlikte yaşamanın, birbirinin tercihine saygı göstermenin ve kimsenin inancını ya da yaşam biçimini diğerine dayatmamanın öğretilmesi gerekirken, bir müzik grubu üzerinden çocukların birbirlerinin tercihlerine müdahale ettiği bir dilin normalleştirilmesi ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
İnanç çocukların arasına mesafe koymanın aracı olmamalı
Elbette çocuklara değerler ve ahlak eğitimi verilebilir. İnanç, kültür ve etik üzerine konuşulabilir. Ancak bunun yöntemi, çocukları belirli kültürel tercihler üzerinden sınıflandırmak ve diğer çocukların tercihlerini sorgulatmak olmamalıdır.
Ahlak eğitimi; başkasının hayatına karışmayı değil, başkasının farklılığına saygı göstermeyi öğretmelidir.
Çocuklara “Sen bunu dinliyorsun, ben bunu dinliyorum” diyebilme özgürlüğü kazandırmak yerine, “Sen bunu dinliyorsan yanlış yapıyorsun” duygusu verilirse, ortaya eğitim değil ayrıştırma çıkar.
Üstelik söz konusu içerik çocukların kendi aralarındaki doğal bir tartışma olarak ortaya çıkmıyor. Bir kamu kurumunun yürüttüğü proje kapsamında hazırlanıp kamuoyuyla paylaşılıyor.
Bu nedenle mesele yalnızca birkaç çocuğun söylediği sözlerden ibaret değil.
Çocukları yetişkinlerin kültür savaşına dahil etmeyin
Manifest üzerinden yürütülen tartışma aslında Türkiye'de uzun süredir devam eden daha büyük bir kültür ve yaşam tarzı tartışmasının parçası.
Yetişkinler istedikleri müziği eleştirebilir, bir sanatçının kıyafetini veya sahne performansını beğenmeyebilir, hatta sert biçimde eleştirebilir.
Fakat yetişkinlerin kendi aralarındaki kültürel ve siyasi tartışmaları çocukların arasına taşıması başka bir şeydir.
Çocukların henüz dünyayı tanıma, farklılıkları keşfetme ve kendi kimliklerini oluşturma sürecinde oldukları unutulmamalıdır.
Onları bir müzik grubu üzerinden “iyi-kötü”, “ahlaklı-ahlaksız”, “bizden-onlardan” gibi kategorilere ayırmak; çocukların birbirini etiketlemesine, dışlamasına ve zamanla birbirinden nefret etmesine kadar uzanabilecek bir dilin önünü açabilir.
Nefret dili çocuklara öğretilecek bir miras değildir.
Çocukların elinden müziği, oyunu ve eğlenceyi alıp onları yetişkinlerin kültür savaşlarının tarafı haline getirmek yerine; farklı düşünebilen, farklı müzikler dinleyebilen, farklı inançlara ve yaşam biçimlerine sahip insanlarla bir arada yaşayabilen bireyler olarak yetiştirmek gerekir.
Kamu kurumlarının sorumluluğu daha büyük
Burada ayrıca kamu kurumlarının kullandığı dil üzerinde de durmak gerekiyor.
Devlet kurumlarının görevi, çocuklar arasında belirli bir yaşam tarzını üstün tutan ve diğerini sorgulatan bir kültürel hiyerarşi oluşturmak değil; çocukların güvenli, özgür ve çoğulcu bir ortamda gelişmesine katkı sunmaktır.
Bir kamu kurumunun çocuklara vereceği en önemli mesajlardan biri “Senin gibi düşünmeyen de senin kadar değerlidir” olmalıdır.
Çünkü çocuklara bugün bir müzik grubu üzerinden “öteki” gösterildiğinde, yarın başka bir müzik grubu, başka bir kıyafet, başka bir düşünce veya başka bir yaşam biçimi üzerinden yeni “ötekiler” üretilebilir.
Bugün Manifest olur, yarın başka bir sanatçı.
Mesele aslında Manifest değil.
Mesele, çocukların farklılıklarını kabul etmeyi öğrenmesi gereken bir yaşta, farklılıkları üzerinden birbirlerine karşı konumlandırılmasıdır.
Çocukların arasına nefretin tohumlarını ekmek yerine; merakı, özgürlüğü, eleştirel düşünceyi, hoşgörüyü ve birlikte yaşam kültürünü büyütmek gerekiyor.
Çocukları yetişkinlerin kültür savaşından çıkarın.
Onlara birbirlerinden nefret etmeyi değil, birbirlerine saygı duymayı öğretin.

