Saraçhane’de, çoğu bağımsız üniversiteli gençlerin başlattığı sokak eylemleri büyük bir toplumsal reaksiyona dönüştü.
Birçok genç gözaltına alındı, tutuklandı, aylarca bedel ödedi.
O güçlü toplumsal tepki, İBB’ye yönelik kayyum tartışmalarının yaşandığı günlerde önemli bir demokratik direnç oluşturdu.
Peki Üsküdar’da ne oldu?
Aynı reaksiyon gösterilemedi.
Kayyum gelmedi ama sonuç değişmedi:
Dört meclis üyesi saf değiştirdi ve belediye yönetimi el değiştirdi.
Daha da acısı, kendi partisinin adayına değil karşı adaya oy verdiği söylenenler oldu.
Siyasetin “Truva atları” görevini tamamladı.
Belki Saraçhane’deki dayanışmanın ve sahiplenmenin bir benzeri Üsküdar’da gösterilebilseydi, bugün başka şeyler konuşuyor olacaktık.
Belki de Üsküdar gitmezdi.
Üsküdar’dan ders çıkarmadık.
Menemen’den ders çıkarmadık.
Şimdi gözümüz İBB’de…
Diyoruz bir bakıyoruz,
Hemde İl başkanının ilçesi,Bahçelievler den üç meclis üyesi saf değiştirmişken.
Sonra da “iktidara yürüyoruz” diyoruz.
Hangi iktidara?
CHP’nin bölünmesi kime ne kazandırdı?
Parti bölünmüş, yıllarca omuz omuza mücadele eden insanlar birbirine kırılmış.
Anketlerle kendimizi avutmayalım.
Siyasetin gerçeği sandıktır.
Bu kavganın sonunda yalnızca koltuklar kaybedilmiyor.
Belediyelerde çalışan binlerce insan, dar gelirliye uzanan destekler ve yılların emeği de riske atılıyor.
Peki ne uğruna?
Birkaç kişinin siyasi geleceği için mi?
Bu kavgayı makam için yapmadığını söyleyenlere benim de bir teklifim var:
Var mısınız bir daha milletvekili olmamaya?
İşte o zaman inanırım.
Bir de vefa meselesi var…
9 Eylül yalnızca İzmir’in kurtuluşunun yıldönümü değil, CHP’nin de kuruluş günüdür.
CHP sayesinde seçilmiş bazı insanlar, kendilerini o makamlara taşıyan partilerinin 103. yaşını neden kutlamaz?
Neden çelenk koymaya gitmez?
İnsan görüşünü değiştirebilir.
Eleştirebilir, kızabilir, hatta ayrılabilir.
Ama vefa başka bir şeydir.
Sadri Alışık’ın dediği gibi:
“Korku sizinki, korku… Gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.”
Olmasına olsun da...
Ama artık birbirimizle uğraşmak yerine neyi kaybetmek üzere olduğumuza bakalım.
Üsküdar bir uyarıydı.
Menemen bir uyarıydı.
İBB son büyük uyarı olmasın.
Mitigleri önce yapın sonra değil,
Atı alan Üsküdarı geçmesin..
Yoksa yarın hep birlikte aynı soruyu sorarız:
“Biz bu mücadeleri ne uğruna yaptık?”


